01 Blog
02-04-26
Anlaşmalı Boşanma Davası


Anlaşmalı boşanma, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/3. maddesiyle düzenlenen, eşlerin ortak iradesiyle evlilik birliğini en hızlı ve en az çatışmayla sona erdiren özel bir yoldur. Çekişmeli boşanmaya kıyasla yargılama süresi çok daha kısadır; çoğu durumda tek duruşmada sonuçlanır. Ancak pratikte en sık karşılaşılan hatalar, protokol hazırlığındaki eksiklikler, 1 yıllık evlilik süresinin yanlış hesaplanması ve irade beyanlarındaki tutarsızlıklardır.

 Bu yazıda eşlerin karşılıklı olarak tüm hususlar üzerinde anlaşarak ve gerekli şartları sağlayarak evlilik birliğini sona erdirmek amacıyla başvurabileceği anlaşmalı boşanma yolunu yazımızda detaylı olarak açıkladık. Anlaşmalı boşanma davası sürecinizde eksiksiz bir protokol hazırlanması ve yargılama sürecinin düzenli takibi için GNB Hukuk Bürosu’na danışmanlık hizmeti için başvurabilir ve anlaşmalı boşanma sürecinizin en doğru şekilde yürütülmesini sağlayabilirsiniz.

ANLAŞMALI BOŞANMANIN HUKUKİ DAYANAĞI
Anlaşmalı boşanma davasının özellikleri ve esasları, Türk Medeni Kanunu madde 166/3’te belirlenmiştir.
VI. Evlilik birliğinin sarsılması 
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. 
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. 
Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.   
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bu maddenin şartlarını katı biçimde uygulamaktadır.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINI KİMLER AÇABİLİR
Boşanma, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan sadece eşler tarafından açılabilir. Üçüncü kişilerin (mirasçılar, yakınlar vb.) dava açma yetkisi yoktur. Eşler ya birlikte başvuru yapar ya da bir eşin açtığı davayı diğer eş kabul eder. Kabul beyanı, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren her aşamada (tahkikat sonuna kadar) yapılabilir; ancak duruşmada bizzat iradenin serbestçe açıklanması şarttır.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI ŞARTLARI
Anlaşmalı boşanma davasının şartları Türk Medeni Kanunu madde 166/3’te düzenlenmiş ve anlatılmıştır. 166/3 maddesine göre eşlerin anlaşmalı boşanma yoluna başvurması için:    
1-Taraflar arasındaki evlilik birliği en az 1 yıl sürmüş olmalı,
2-Eşler arasında boşanmanın tüm huşuları üzerinde örneğin boşanmanın mali sonuçları eğer varsa müşterek çocukların velayet durumuna ilişkin koşullarda anlaşma sağlanmış olmalı,
3-Anlaşmalı boşanma davası usul işlemlerine uygun olarak gerekli harç ve masraflar yatırılarak açılmış olmalı,
4-Duruşma tarihinde taraflar bizzat duruşmaya katılmalı,
5-Taraflar bizzat duruşmaya katılmalı ve iradelerini sözlü olarak onaylamalıdır.
6-Hâkim, tarafları dinleyerek iradelerin serbestçe açıklandığına kanaat getirmelidir.
7-Hâkim, protokolü uygun bulmazsa değişiklik yapabilir; bu değişiklikler taraflarca da kabul edilmelidir.
En sık karşılaşılan hata: 1 yıllık süre dolmadan açılan davalar. Yargıtay, bu durumda anlaşmalı boşanma yolunun kapalı olduğunu, davanın çekişmeli olarak görülmesi gerektiğini vurgular.

YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEME
Görevli mahkeme Aile Mahkemesi’dir. Yetkili mahkeme ise TMK m. 168’e göre:
-Eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi,
-Veya eşlerin son 6 aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.
Yetki kuralı kamu düzenine ilişkin değildir; taraflar yetki sözleşmesiyle başka bir Aile Mahkemesi’ni de seçebilir. Pratikte en çok kullanılan yer, dava açan tarafın ikametgâhıdır.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI SÜRESİ
Bu soruya kesin bir cevap verilmesi mümkün olmamakla birlikte anlaşmalı boşanma davası çekişmeli boşanma davasına kıyasla çok daha kısa sürmekte ve genellikle tek celsede yani tek duruşmada bitmektedir. 
-Protokolü eksiksiz dilekçeye ekleyip dava açıldıktan sonra tensip zaptı 1-2 hafta içinde çıkar. 
-Duruşma günü, mahkemenin yoğunluğuna göre 1-3 ay sonra verilir. 
-Karar duruşmada verilir; istinaf/tebliğ süreciyle birlikte toplam süre 3-6 ayı bulabilir.
Çekişmeli davalardaki gibi uzun delil toplama, tanık dinleme, bilirkişi incelemesi yoktur. Ancak protokolde eksiklik veya irade beyanında tereddüt olursa dava kendiliğinden çekişmeli hale döner ve süre uzar.

ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜ HAZIRLAMA SÜRECİ VE AVUKATIN ROLÜ
Protokol, davanın omurgasıdır. Anlaşmalı boşanma protokolü, dava sürecinde eşlerin üstünde mutabık kaldıkları konuları içeren ve her iki tarafın da imzalaması gereken protokoldür. Bu protokol anlaşmalı boşanma davası sürecinin temelini oluşturmakla birlikte eşlerin haklarını, sorumluluklarını ve boşanmanın şartlarını içeren protokoldür. Bu nedenle anlaşmalı boşanma protokolünün hazırlanması sürecinde hukuki destek almak çok önemlidir. Protokolde bir tarafın haklarını gasp eden bir hata veya boşanma davasından sonra protokol sebebiyle ortaya çıkacak bir sorun geri dönülemez hak kayıplarına yol açabilir. Özellikle protokolün hazırlık sürecinde avukat desteği almak bir hak kaybı yaşanmaması ve problem çıkmaması adına kritik ve önemli bir adımdır. 

Anlaşmalı boşanma davasında mahkeme karar verirken anlaşmalı boşanma protokolünü göz önünde bulundurur. Ancak tarafların protokolde yazan maddeler üzerinde mutabık kalması ve imzalaması anlaşmalı boşanma için yeterli değildir. Tarafların bizzat duruşmaya katılarak boşanma iradelerini sözlü şekilde belirtmeleri şarttır. 
-Protokolde mal rejimi tasfiyesi (katılma alacağı, katkı payı) açıkça düzenlenmelidir; aksi halde ayrı dava riski doğar. 
-Velayet, kişisel ilişki, nafaka ve tazminat maddeleri net, icra edilebilir ve çocuk menfaatine uygun olmalıdır. 
-Tarafların irade fesadı (hile, korkutma, yanılma) iddiasını engelleyecek şekilde duruşmada bizzat onaylatın. 
-Protokolü dilekçeye ekleyin; hâkimin TMK m. 166/3’teki denetim yetkisini unutmayın.
Tekraren hatırlatmak gerekir ki Avukat desteği, hak kaybını önlemenin en önemli güvencesidir.

GÜNCEL YARGITAY KARARLARI
Yargıtay 2.HD 07.09.2015  tarihli ve 2015/1575 E. 2015/15050 K. Sayılı İlamında,
davacı terk sebebine dayalı çekişmeli dava açmış, mahkeme ıslahla anlaşmalıya çevirmiştir. Yargıtay, TMK m. 166/3’ün ancak 166. maddeye dayalı davalarda uygulanabileceğini, usulüne uygun ıslah ve 166/1-2 kapsamında delil toplanmadan anlaşmalı boşanma verilemeyeceğini belirtmiştir.

İlam, “Davacı Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesinde düzenlenen terk hukuksal sebebine dayalı olarak boşanma davası açmış, mahkemece davacının davasını ıslah ederek anlaşmalı boşanmaya çevirdiği, tarafların duruşmada anlaştıkları, taraflar arasında kadının yoksulluk nafakası talebi ile ilgili uyuşmazlık olduğu, davalı kadının boşanmakla yoksulluğa düşeceği gerekçesiyle, tarafların anlaşmalı olarak (TMK.md.166/3) boşanmalarına ve hakkaniyet gereği davalı lehine aylık 275,00 TL yoksulluk nafakasına karar verilmiştir. Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi ancak Medeni Kanunun 166. maddesine dayalı davalarda gerçekleşebilir (Y.2.HD.1992/5157-5357). Taraflar arasında Türk Medeni Kanununun 166. maddesine dayalı bir dava bulunmadığı gibi davacı tarafından usulüne uygun olarak yapılmış bir ıslah işlemi de bulunmamaktadır. Bu sebeple tarafların anlaştıklarından bahisle boşanma kararı verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Mahkemece yapılacak iş, taraflara delil bildirme imkanı sağlanarak bildirildiğinde delillerinin toplanması ve diğer delillerle hep birlikte Türk Medeni Kanunu 164. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ile gerçekleşecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, bu yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup; bozmayı gerektirmiştir.” şeklindedir

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 22.02.2016 tarihli ve 2015/24826 E. 2016/3062 K. Sayılı İlamında 1 yıllık sürenin dava açılış tarihinde aranması gerektiğine dair klasik içtihadıdır. Evlilik 27.04.2014’te kurulmuş, dava 28.01.2015’te açılmıştır. 1 yıllık süre dolmadığı için anlaşmalı boşanma koşulları gerçekleşmemiştir. Dava çekişmeli olarak devam etmelidir.

İlam, “…Dosyadaki nüfus kaydından tarafların 27.04.2014 tarihinde evlendikleri, davanın açıldığı 28.01.2015 tarihinde henüz bir yıllık sürenin dolmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesinde düzenlenen anlaşmalı boşanmanın koşulları gerçekleşmemiştir. Davanın Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesi uyarınca çekişmeli boşanma davası olarak sürdürülmesi usulüne uygun olarak gösterilen deliller toplanarak sonucu uyarınca karar verilesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.” şeklindedir

 Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 01.12.2015 tarihli ve 2015/9033 E. 2015/22818 K. Sayılı İlamında davalı cezaevinde olup vasi tarafından temsil edilmiştir. Anlaşmalı boşanma için tarafların bizzat duruşmada dinlenmesi zorunludur. Vasi beyanı yeterli değildir; dava çekişmeli hale getirilmelidir.

İlam, “Mahkemece tarafların Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilmiştir. Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için tarafların boşanma ve fer’ilerine ilişkin bütün konularda anlaşmaları bu anlaşmayı serbest iradelerinin sonucu olarak mahkeme huzurunda bizzat birlikte dinlenmeleri şarttır. Davalı erkek cezaevinde olup, davayı davalı adına vasisi takip etmiş olmakla anlaşmalı boşanma (TMK.md.1663/) koşulları gerçekleşmemiştir. Bu haliyle davanın çekişmeli boşanma davası olarak Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi çerçevesinde değerlendirilip, sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.” şeklindedir.       

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, 09.03.2020 tarihli ve 2020/712 E., 2020/1931 K.  Sayılı irade samimiyetinin duruşma sonrasındaki davranışlarla test edilebileceği İlamında anlaşmalı dava açılmış, duruşma beklenirken taraflar aynı evde ayrı odalarda yaşamaya devam etmiştir. Tanık beyanlarıyla af/hoşgörü tespit edilince anlaşmalı bozulmuş, dava çekişmeli olarak devam etmiştir.

İlam, “Davacı kadın T.M.K’nun 166/3 maddesine dayalı olarak 10/11/2017 tarihinde boşanma davası açmış, dava erkeğin boşanmayı kabul etmemesi nedeniyle çekişmeli hale dönüşmüştür. Davacı kadın çekişmeli boşanma talebine ilişkin dava dilekçesini ise 04/01/2018 tarihinde dosyaya ibraz etmiş ve çekişmeli boşanma davasının yargılama aşamaları da bu şekilde başlamıştır. Anlaşmalı olarak açılan davanın duruşma gününün beklenildiği süre içinde tarafların aynı evde fakat ayrı odalarda kaldıkları, kadının doğum günü olan 20/11/2017 tarihinde davalı eş ile yemek yemeleri tanık anlatımlarından özellikle erkek tanığı Ahmet Ünal’ın beyanından “Bir süre aynı evde kalıyorlardı ancak davacı davalıyı affetmedi, hatta bende ikna etmeye çalıştım” beyanı karşısında af, en azından hoşgörü olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır. Yanılgılı değerlendirme sonucu davacı kadının, davalı erkeğin kusurlu davranışlarını affettiği veya hoşgörü ile karşıladığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. ” şeklindedir

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 18.12.2018 tarihli ve 2018/2880 E. 2018/14800 K. sayılı, karar kesinleşene kadar protokolden tek taraflı dönme hakkı ilişkin ilamda, karar verildikten 2 yıl sonra tebliğ edilmiş, davalı temyizinde “boşanmaktan vazgeçtik, birlikte yaşıyoruz” demiştir. Yargıtay, uzun sürenin dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırı olduğunu, boşanma iradesinin samimi olmadığını kabul ederek kararı bozmuştur. Benzer şekilde 8 yıl gecikmeli tebliğde de aynı sonuç (2018/15333 K.). (.)

İlam “Davacı erkek tarafından açılan davanın yapılan yargılaması sonucunda 30.11.2015 tarihinde tarafların Türk Medeni Kanunu"nun 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verilmiş, mahkemenin gerekçeli kararı, aradan iki yılı aşkın bir süre geçtikten sonra tebliğe çıkartılmış, 13.03.2018 tarihinde davalı kadına tebliğ edilmesi üzerine, davalı süresi içerisinde kararı temyiz etmiştir. Davalı temyiz dilekçesinde boşanmaktan vazgeçerek evlililiklerini devam ettirme kararı aldıklarını ileri sürmüştür. Kararın iki yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra tebliğe çıkarılması, tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı olgusunun gerçekleşmediğini gösterdiği gibi bu durum ayrıca, Türk Medeni Kanunu"nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırı ve "Hakkın kötüye kullanılması" niteliğindedir. Türk Medeni Kanunu"nun 2/2. maddesinde belirtildiği gibi bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Gerçekleşen bu durum karşısında, boşanma iradesinin samimi olmadığı anlaşıldığından, davanın reddine karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.” şeklindedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 24.10.2019 tarihli ve 2019/2698 E., 2019/10643 K. Sayılı İlamında protokol ile hüküm arasında çelişki (nafaka ve tazminat yönleri ters) çıkmıştır. Hâkimin tavzih talebini reddi bozulmuştur. Protokolün hükümde aynen onaylanması zorunludur; aksi halde maddi hata düzeltilmelidir.

İlam, “Davacı erkek anlaşmalı boşanma kararının maddi tazminat ve yoksulluk nafakasına ilişkin bentlerin 04.07.2012 tarihli anlaşma protokolüne aykırı olduğu, protokolde yoksulluk nafakası ve maddi tazminatın davacı erkekten alınarak davalı kadına verilmesinin öngörüldüğü, hükümde ise yoksulluk nafakası ve maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği gerekçesiyle tavzih talep etmiş mahkemece davacı erkeğin tavzih talebi reddedilmiş, Dairemizin 11.02.2019 tarihli ilamı ile tavzih talebinin reddine dair ek karar onanmış; davalı kadın tarafından yasal süresi içinde karar düzeltme talebinde bulunulmuştur. Dosyanın yeniden yapılan incelemesinde, davacı erkek tarafından anlaşmalı boşanma davası (TMK m. 166/3) açıldığı, sunulan 04.07.2012 tarihli boşanma protokolünde “Eşlerden ... diğer eş ...'ye aylık 125.000,00 TL yoksulluk nafakası ve 2.000.000,00 TL maddi tazminat ödeyecektir" şeklinde düzenleme yapıldığı, tarafların duruşmada bizzat hazır bulunarak bu protokolü tekrar ettikleri, mahkemece yapılan yargılama sonunda ise tarafların Türk Medeni Kanunun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verildiği, hüküm kısmının 4. bendinde aylık 125.000,00 TL yoksulluk nafakasının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5. bendinde 2.000.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7. bendinde de 04.07.2012 tarihli protokolün aynen onanmasına karar verildiği, boşanma kararının tarafların temyizden feragat dilekçesi vermeleri üzerine 04.07.2012 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 305. maddesinin 1. fıkrası “Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Taraflarca imzalanan ve duruşmada da tekrar edilen protokolde maddi tazminatın ve yoksulluk nafakasının erkek eşten alınarak kadın eşe verileceğinin yazıldığı, diğer taraftan da yine hükümde protokolün aynen onaylanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla hüküm birbirine aykırı fıkralar içermektedir. O halde yoksulluk nafakası ve maddi tazminata ilişkin kısmın tarafların iradelerine aykırı olarak maddi hata nedeni ile yanlış olarak hükme geçirildiği görülmektedir. Bu durumda mahkemece davacının tavzih talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde tavzih talebinin reddine karar verilmesi doğru değildir. Ne var ki, ilk inceleme sırasında bu husus gözden kaçırıldığından 02.01.2018 tarihli ek kararın onanmasına karar verildiğinden davalı kadının karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 11.02.2019 tarih, 2019/292 esas ve 2019/858 karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına, ek kararın yukarıda açıklanan sebeple bozulmasına karar vermek gerekmiştir.” şeklindedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 07.02.2022 tarihli ve 2021/5553 E., 2022/931 K. Sayılı İlamında anlaşmalı protokolde mal rejimi tasfiyesine açıkça feragat yoksa, katılma alacağı ve katkı payı talepleri ayrı dava konusu yapılabilir. Protokolün sınırları dar yorumlanır.

İlam, “Somut olayda, bölge adliye mahkemesince tarafların anlaşmalı boşanma davasının duruşmasındaki beyanlarına göre, mal rejimini tasfiye ettiklerinin kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre karar hatalı olmuştur. Şöyle ki; tarafların boşanma dava dosyasındaki imzalı beyanlarında ‘...katkı payı talebim yoktur...’ şeklinde olup ayrı bir anlaşmalı boşanma protokolü düzenlenmemiş, gerekçe ve hükümde de mal rejiminin tasfiyesine yönelik bir hüküm yoktur. Diğer yandan, feragatin somutlaştırılmış bir hak ile ilgili kayıtsız ve şartsız, herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek biçimde açık olması gerekir. Bu durumda, boşanma davasındaki duruşmada davacı erkeğin "..katkı payı talebim yoktur..." şeklindeki beyanı sadece katkı payı alacağına ilişkin olup artık değere katılma alacağı yönünden de feragat olarak kabul edilmesi mümkün değildir. O halde, bölge adliye mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir” şeklindedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 03.04.2024 tarihli ve 2024/2311 E., 2024/2340 K. sayılı ilamda anlaşmalı boşanma protokolü ile mahkeme hükmü arasında çelişki (nafaka/tazminat yönleri ters) çıkmıştır. Karar kesinleştikten sonra tavzih talebiyle düzeltilemez; protokolün hükümde aynen onaylanması zorunludur. Aksi halde maddi hata düzeltilmelidir.

İlam, “Uyuşmazlık, İlk Derece Mahkemesi kararının tavzihini gerektirecek yasal koşulların oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. İlk Derece Mahkemesi 22.11.2023 tarihli ek kararı ile; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 305 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince hüküm fıkrasında taraflara tanınan hakların ve yüklenen borçların, tavzih yolu ile sınırlandırılamayacağı, genişletilemeyeceği ve değiştirilemeyeceği dikkate alınarak, kaldı ki; taraflara tebliğ edilen karara karşı tarafların istinaf talebinde bulunmadıkları, kararın kesinleştiği, kararın kesinleşmesi ile dosyadan el çekildiği, kesinleşen karar üzerinde yeniden bir karar verilmesi, ek karar tanzim edilmesi, tavzih kararı verilmesinin mümkün olmadığı anlaşıldığından davalının tavzih talebinin reddine karar verilmiştir. (ONAMA) ” şeklindedir.
 

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 03.04.2024 tarihli ve 2023/8763 E., 2024/2370 K. sayılı ilamda anlaşmalı boşanma protokolü çerçevesinde boşanmaya karar verilebilmesi için hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve protokolün uygun bulunması şarttır. Hâkim, çocuk menfaati için değişiklik önerebilir.

İlam “Somut olayda; davacı kadının anlaşmalı boşanma davası yargılamasında boşanmak istememesine rağmen davalı erkeğin, ortak çocukları ve davacı kadını korkutacak şekilde tehdit ettiği, hem kendisi hem de kızının can güvenliği, ölüm tehdidi ve korkusu ile davalı erkeğin istediği şekilde ve şartlarda anlaşmalı boşanmayı kabul etmek zorunda kaldığı, kadının ailesinin yanına dönünce suç duyurusunda bulunduğu ve Amasra Asliye Ceza Mahkemesinin 2022/97 E. sayılı dosyası ile erkeğin “tehdit" suçunun gerçekleştirdiğinin sabit olması nedeniyle davalı erkeğin cezalandırılmasına karar verildiği, taraflar arasındaki gerçekleşen anlaşmalı boşanma davasında davacı kadının iradesinin serbestçe açıklanmadığının ispat edildiği, davacı kadın için yargılamanın iadesi şartlarının oluştuğu anlaşılmıştır. O halde davacının iradesinin sakatlanması nedeniyle yargılamanın iadesi talebinin kabulü ile davanın esası hakkında yeniden yargılama yapılıp sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde olmadığından, kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. ” şeklindedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 23.06.2025 tarihli, 3102/6272 sayılı ilamında, anlaşmalı boşanma protokolünde ortak çocukların konut kullanımı için “üçüncü kişilere satılamaz ve devredilemez” şerhi konulmak suretiyle kadın adına tapuda tescilin sağlanması gerekir. Çocuk menfaati ön planda tutulduğunda protokoldeki bu tür şerh talepleri mahkemece kabul edilmelidir.

İlam “Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile İstanbul İli, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... Ada, 42 Parsel, Kat:3, Bağımsız Bölüm No:10 sayılı taşınmazın davalı erkek adına olan tapu kaydının iptali ile davacı kadın adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş ise de, boşanma kararının eki sayılan protokolde bu taşınmazın mülkiyetinin "ortak çocukların kullanımı için 3. kişilere satılamaz ve devredilemez" şerhiyle birlikte davacı kadın adına tapuda tescilinin sağlanacağının kararlaştırıldığı anlaşılmakla, Mahkemece bu hususlar gözetilmeden protokole aykırı olacak şekilde "müşterek çocukların kullanımı için 3. kişilere satılamaz ve devredilemez" şerhinin hüküm fıkrasında belirtilmeyerek, taşınmazın sadece tesciline karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.” şeklindedir.

Yargıtay, protokolde ziynet eşyası, tapu şerhi (çocuklar için konut satılamaz/devredilemez şerhi) ve mal rejimi tasfiyesinin netliğini özellikle denetlemektedir.

                                                                                                   Stj Av. Müge Mekselina KAYA 
                                                                                                                                                                                      

WhatsApp Icon